Apollo

Efsane: İlkçağda, kehanette bulunma ve olayları önceden görme yetisinin, kökeni Hititlere kadar inen bir Anadolu Tanrısı olan Zeus’un oğlu güneş, ışık, müzik ve kehanet tanrısı Apollon tarafından insanlara verildiğine inanılırdı. Anadolu’nun birçok yerinde, bu tanrıya adanmış tapınaklar bulunur ve buralardaki rahiplerle rahibeler, tanrıya aracılık ederek, kendilerine danışmaya gelenlere, gelecekten haber verirlerdi. Efsaneye göre; Tanrı Apollon bir gün, çobanlık yapan Brankhos’a rastladı. Ondan çok hoşlandı ve ona biliciliğin (kehanetin) sırlarını öğretti. Çoban Brankhos, Apollon adına ilk tapınağı kurdu. Zaman içinde Brankhos soyundan gelenler “Brankhidler” olarak anıldılar ve çok uzun süre Apollon Tapınağı’nın yöneticiliğini yaptılar. “Didyma” bu yüzden, “Brankhidai” (Brankhidler ülkesi) olarak da adlandırılmıştır. Bilicilik o zamanlar krallardan en fakir köylülere kadar, bütün insanların başvurduğu bir kaynaktı. Lidya Kralı Kroisos da, Pers ülkesine saldırmadan önce bilicilere başvurmuştu. Kroisos, Pers Krallığı’na yapacağı saldırı sonunda, büyük bir imparatorluğun yıkılacağı yanıtını alınca, hevesle sefere girişti. Ancak sonunda yıkılan, Lidya Krallığı oldu…

Tarihçe: Apollon Mabedi, 20 km kuzeydeki Milet ile diğer yöre halklarının geleceklerini öğrenme ve dertlerine çare bulma isteklerini karşılamak için kullanılmıştır. Apollon Tapınağına “DİDİYMEİON” denirdi. İlk çağ yazarları bu adın kaynağını tam olarak veremiyorlar. Ama “İkiz Tapınak, ya da İkizler Tapınağı anlamına gelen bu ad iki doruklu bir dağdan veya tanrı Apollon’un sevdiği ikizlerden gelmelidir.” diyenler var. O çağlarda, şimdi “Tek Ağaç” muhiti diye anılan yerde bulunan birbirine paralel iki tepeye “Didymeion” denildiğini Fransız tarihçi Charles Texsier de belirtiyor. Arkaik devre ait olan bu eski Apollon Mabedi birçok hükümdar, hatta Lidya Kralı Kroisos tarafından ziyaret edilmişti. Perslerin M.Ö. V. Yüzyılda Anadolu’da yaptıkları saldırılar sonunda “Darius” bu tapınağı şehriyle birlikte yıkmış ve içerisinde bulunan bronz Apollon heykelini birçok esirle birlikte götürmüştü. Bu saldırı ve yıkımdan sonra yaklaşık 150 – 180 yıl harap ve terk edilmiş bir halde kalan mabet, Büyük
İskender’in Perslere karşı zaferinden sonra bugün gördüğümüz şekilde yeniden yapılmaya başlanmıştı.

Mimar olarak Efes’te yanan Artemis Mabedi’ni yeniden yapan Dephnis görevlendirilir. Tapınak bitince dünyanın sekizinci harikası olacaktır. Yapım işi uzun yıllar sürer ve bu arada Milet’in hazinesini de bir hayli sarsar. Hatta mabedin inşaatında çalışan usta ve işçiler ücretlerini alamadıkları gerekçesiyle bir süre çalışmazlar. Bir anlamda tarihin ilk grevi gerçekleşir.

Bütün bu zorluklara rağmen mabedin yapımı M.S. II. yüzyıl ortalarına kadar sürdürülmeye çalışılmıştır. Ama ne var ki aradan geçen yüzyıllar içinde nesillerle birlikte inançlar da doğal olarak değişmiş, Hıristiyanlık dini Didim’deki halk tarafından da benimsenmişti. Dolayısıyla Tanrı Apollon unutulmuş ve onun adına yapımı sürdürülmeye çalışılan mabet de eski önemini yitirmişti. İnşaat Roma krallarının gayretlerine rağmen bitirilemeden yarım bırakılmıştır. Duvarlarının bir kısmına son işçiliğinin yapılması, bazı taşların traş edilmemesi, güneşli tarafta görülen yüksek tek sütunun yivsiz oluşu bunu belirtmektedir. Didyma Apollon Mabedi düzgün ve en uygun bir alan üzerine inşa edilmiştir. Temellerinde depreme karşı dayanıklı ızgara plan uygulanmış, çevresine 124 sütun konulması (çatıyı tutması için) düşünülmüştür. Sütunların yüksekliği 19,4 metredir.

Mabedin en ilgi çeken tarafı 1,45 metre eşik bulunan anıtsal kapısıdır. Sağında, solunda ve tabanında 7 şer metre uzunluğunda ve yaklaşık 60 ton ağırlığında tek parça mermer bloklarla çevrelenmiş bu dev eşik mimari bir zorunluluktan ötürü yapılmış değildir. Bunda o zamanki, dini görüşün oldukça rolü vardı. Çağın inanışına göre ibadete gelen halk mabedlerin içerisine giremezler, önündeki sunağın çevresinde toplanırlardı. Ancak Rahipler ve Apollon kültürü ile ilgili kâhinler mabede girerlerdi. M.S. XV. Yüzyılın bitimine doğru meydana gelen bir deprem ve yangınlar mabedi çok büyük ölçüde tahrip etmiş ve yıkmıştır.

KUTSAL YOL
Didim Apollon Tapınağı ile Milet antik şehri arasında, 24 kilometre uzunluğundadır. 6 metre genişliğindeki yol, antik çağda Didyma’daki Panormos Limanı’na kadar ulaşırdı. Yolun iki yanında rahip heykelleri vardı. Yapılan kazı çalışmalarında bu yolun yalnızca Apollon Tapınağı’nın hemen karşısındaki başlangıç bölümü ile yanındaki Artemis Tapınağı’nın temelleri gün ışığına çıkarılmıştır.
MEDUSA BAKANI TAŞ YAPAN KADIN
Didim’in en önemli sembollerinden biri olan Medusa’dır. O, Yunan mitolojisinde yeraltı dünyasının 3 dişi canavarından biridir. Bu üç kız kardeşten yalnızca yılan saçlı Medusa ölümlüdür ve kendisine bakanları taşa çevirme gücüne sahiptir. Bu sebeple antik dönemde büyük yapıları ve özel yerleri kötülüklerden korumak için Medusa kabartmaları ve resimleri kullanılmıştır. Apollon Tapınağı’nda da Medusa figürleri kullanılmak istenmiştir. Ne var ki tapınağın inşaatı bir türlü bitmediği için birçok Medusa figürü yarım kalmış ve günümüze bu şekilde ulaşmıştır. Yine de en güzel işlenmiş ve koruna gelmiş Medusa figürlerinden birisi Didim Apollon Tapınağı bahçesinde girişte sağ tarafta bulunmaktadır.

Efsane: Medusa, o kadar güzeldir ki tanrıçaların kıskançlığını üzerinde toplamış, tanrıları da peşinde koşturmuştur. Tanrıça Athena onu çok kıskanmaktadır özellikle. Denizlerin tanrısı Poseidon ise Medusa’ya hayrandır ve bir gün Athena’nın tapınağında Medusa’ya zorla sahip olur.

Bu durumu kendisi için aşağılayıcı bulan Athena, Medusa’yı yeraltında yaşayan bir canavar yaparak cezalandırır. Çok çirkinleşmiş, saçları yılana dönüşmüştür, yüzüne bakanlar taş kesilmektedir. Gorgon yapma cezasını az bulur Athena ve Perseus la iş birliği yaparak Medusa’nın başını kestirir. Başı kesildiği anda Medusa’nın Poseidon’dan olma çocukları Pegasus (Kanatlı At) ve Khrysaor gövdesinden dışarı fırlarlar. Medusa’dan sıçrayan kan damlaları Libya çöllerine düşer ve birer yılana dönüşürler.

Athena, Medusa’nın iki damla kanını kral Erichthonius’a hediye eder. Bu iki damla kandan biri öldürücü zehirdir, diğeri ise panzehirdir, tüm hastalıklara deva olmaktadır.